Barış İçin Akademisyenler İnisiyatifi’ni ‘kanlarını oluk oluk akıtmak’la tehdit eden yeraltı dünyasının önde gelen isimlerinden Sedat Peker, sözlerinden dolayı yargılandığı davanın ilk duruşmasına gelmedi.
“Barış İçin Akademisyenler” girişimi adına, “Kürt sorununda barışçı çözüm” talebiyle yayımlanan “Bu suça ortak olmayacağız” başlıklı bildiri, Türkiye tarihinde akademi üzerindeki belki en kapsamlı baskı uygulamasına vesile oldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın şiddetli suçlamalarla yetkilileri göreve çağırması üzerine, çok sayıda akademisyen soruşturmaya uğradı, işinden atıldı. 11 Ocak 2016’da yayımlanan bildirinin üzerinden bir yıl geçtikten sonra, takibat, cezalandırma ve göreve son vermeler hâlâ sürmekteydi. Bildiriye imza atan üniversite mensubu sayısının 2.212 gibi hiç küçümsenmeyecek bir rakam olması, bu baskıların akademide geniş bir kesimi doğrudan etkilediğini ortaya koyar. Aşikâr dolaylı etki ise akademik özgürlüğün ve düşünce özgürlüğünün ezilmesi olmuştur. İnsan hakları ve düşünce özgürlüğü alanındaki ön açıcı çalışmalarıyla bilinen Kerem Altıparmak ve Yaman Akdeniz, bu soruşturma ve suçlandırmaların hukukî açıdan sorgulamasını yapıyorlar.
YÖK, Habertürk TV yayınında darbe girişimi gecesi hayatını kaybeden yurttaşlara ‘şehit’ demediği için konuk olduğu Enine Boyuna programından çıkartılan Prof. Dr. Nurşen Mazıcı için başlatılan soruşturmanın talimatının kendisinin verdiğini açıkladı.
Liseyi bitirdin, üniversiteyi kazandın. Özgürsün! Aynı zamanda idealistsin de. İşlerin her zaman yolunda gitmeyeceğini bilmeyecek kadar toysun aynı zamanda. İşte kampüs ortamına adımımızı attığımızda toylukla idealizmi harmanlayarak kurduğumuz ve büyük ihtimalle son sınıfta "Benimki de neyin kafasıymış o zamanlar lan?" diye kendi kendimize güldüğümüz cümleler.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır. Bu siteye giriş yaparak çerez kullanımını kabul etmiş sayılıyorsunuz.Daha fazla bilgi için